ELLERİNİZ TİTRİYORSA TİROİDE DİKKAT !

ELLERİNİZ TİTRİYORSA TİROİDE DİKKAT !

 

Tiroid bezi boyun ön tarafında Adem Elması da denen çıkıntılı kıkırdak yapının altında yutkunma ile hareket eden, kelebek şeklinde, hormon (Tiroksin = FT3, FT4) üreten bir bezdir. Tiroid hormonları vücut hücrelerinin enerji kullanımını (metabolizmayı) ve vücut gelişimini düzenler. Normalden fazla hormon üretildiğinde “Hipertiroidizm” gelişir. Bu hastalık, yani hormon­ların kandaki düzeyinin yükselmesi oldukça sık görülen bir hastalıktır. Tiroid bezinin normalden büyük olmasına guatr denir.
Hipertiroidizm kadınlarda 5 kat daha fazla ortaya çıkar. İyi bili­nen belirtiler verdiğinden tanınması çok kolaydır.

HİPERTİROİDİZM NEDENLERİ

  • Grawes hastalığı: Tiroid bezinin nodül olmaksızın aşırı büyümesi ve fazla tiroid hormonu üretmesidir.
  • Hipertiroidizmin en sık nedenidir. Otoimmun bir hastalıktır.
  • Kalıtsal özelliği vardır. Kadınlarda 5 kat fazla görülür.
  • Gözlerin dışarı doğru fırlak olması (Exoftalmus) ve deri bozuklukları mevcuttur.
  • Aşırı hormon salgılayan tek veya birden fazla nodül içeren guatr (Plummer Hastalığı).
  • Fazla tiroid hormonu alınması.
  • Tiroid bezinin iltihaplanması (Tiroidit).
  • Fazla iyod alınması.
  • Anormal TSH salgılanması.
  • İyi huylu tümörler.

HİPERTİROİDİZM HASTALIĞININ BELİRTİLERİ

  • Özellikle ellerde ince ya da kaba titremeler (Tremor) tipiktir.
  • Aşırı terleme, sıcaklığa karşı tahammülsüzlük.
  • Pürüzsüz kadifemsi deri, incelmiş saç telleri.
  • Barsak hareketlerinin artması ve buna bağlı gelişen ishal şikayetleri.
  • Boyun ön yüzde büyümüş tiroid bezi (Guatr).
  • Hızlı kalp atışı (Taşikardi), Vücut çalışma temposunun hızlanması (Kilo kaybı = Çok yer fakat metabolizma hızlandığı için kilo alamaz.)
  • Çabuk sinirlenme, ani ve aşırı tepki verme.
  • Uykusuzluk, Çarpıntı, Yorgunluk, Nefes darlığı (Büyük guatrlarda nefes borusuna baskı  yaptığı için).
  • Göz küresinin öne fırlamış hali (Exoftalmus), göz çevresinde şişlik, gözlerini kapatmada zorlanma.
  • Bacaklarda şişlik.
  • Konsantrasyon azalması, Düzensiz kalp ritmi (Aritmiler), Kalp yetmezliği.
  • Tiroid Fırtınası (Krizi) = Yüksek kan basıncı (Hipertansiyon) + Ateş + Kalp yetmezliği.

HİPERTİROİDİZMDE TANI YÖNTEMLERİ

  • Sistemlerin ve Tiroid bezinin muayenesi, Aile sorgulaması.
  • Kandaki hormon seviyelerine bakılması (FT3, FT4, TSH, AntiTg, AntiTPO vs.)
  • Tiroid Ultrasonografisi ve sintigrafisi.

HİPERTİROİDİZM TEDAVİSİ

  • Kandaki yüksek hormon seviyesini ilaçlar ile (Antitiroid ilaçlar) düşürülmesi ve takibi.
  • Radyaktif İyot Tedavisi.
  • Cerrahi olarak tiroid bezinin tamamının ya da tamamına yakınının alınmasıdır.

Boğaz ağrıları şikayetiniz varsa BU YAZIMIZI okuyabilirsiniz.

GÖZ KAPAĞI AMELİYATI

göz kapağı ameliyatı

 

Göz kapağı ameliyatı sadece bir estetik ameliyat mıdır? Kesinlikle hayır. Hastalarımız kitap okurken gözlerinin kapandığından, bir türlü geçmeyen gözlerindeki ağırlıktan, televizyon seyrederken yorgunluk hissettiklerinden yakınır dururlar. Özellikle akşamüstü saatlerine doğru bu ağırlık uyku hissi yaratır. Aslında bu şikayetlerin nedeni yaş aldıkça göz kapaklarındaki derinin elastikiyetinin kaybolmasıyla ve yerçekiminin de etkisiyle oluşan üst kapaktaki deri fazlalığıdır. Yaş alma vücudumuzun gittikçe kuruması ile cildimizin elastikiyetini kaybetme sürecidir. Göz çevresi kremleri ya da aldığımız takviyeler süreci biraz yavaşlatır. Genetik yatkınlık, sigara, alkol kullanımı ve kötü beslenme, kronik hastalıklar ise hızlandırır.

Alt göz kapağında torbalanma, kırışıklık şeklinde seyreden tablo, üst göz kapağında sarkma sonrası görme alanının daralmasına neden olur. Biz göz hekimleri olarak estetikten ziyade üst göz kapağı sarkmasının oluşturduğu görme alanı kaybı ve ağırlık hissini gidermek için ameliyat öneririz. Estetik olarak da güzel bir görüntü ortaya çıkması hastalarımız için ayrı bir kazanç olur.

Göz Kapağı Ameliyatı Nasıl Yapılır?

Göz kapağı ameliyatlarını hastanemizde lokal anestezi ve gerekirse hafif sedasyonla gerçekleştirmekteyiz. Operasyondan bir hafta öncesinden başlamak üzere (hayati önem taşımıyorsa) kan sulandırıcı ilaçlar, aspirin kullanımı, Omega-3 kullanımı kesilmelidir. Zerdeçal, zencefil, tarçın, kırmızı biber, üzüm çekirdeği gibi kanamayı artırabilecek ve operasyon sonrası ekimoz (morluk) oluşturabilecek takviye ve bitkilerin kullanımı bırakılmaldır. Hasta ameliyathaneye alındıktan sonra özel bir kalemle fazla olan deri parçası çizilir. Üst göz kapağına lokal anestezi yapıldıktan sonra çizdiğimiz bölge alınıp, gerekirse fazla olan yağ dokusu da çıkarıldıktan sonra kapak sütüre edilir. Kapak sütürlerinin olduğu bölge minik flasterlerle kapatılır. İşlem yaklaşık her iki göz için 45 dakika sürer. Operasyon sonrası bölgeye ilk 3-4 saat aralıklı (saat başı 10 dk. gibi) buz uygulama yapılması ekimoz (morluk) oluşumunu engeller. Hastaya o gün dinlenmesi önerilir. Ağrı olursa parasetamol tarzı kanama oluşturmayacak ağrı kesiciler alınabilir. Bir hafta süresince yara bölgesine su değdirilmemesi önemlidir. Dikişler 6. ya da 7. günde alınır. Operasyon sonrası ödemin tamamıyla geçmesi 4-6 haftayı bulacaktır. Bu süreçte iz önleyici kremler kullanılırsa sonuç mükemmel olacaktır.

Sizin de eğer bu tip göz kapağı şikayetiniz varsa hastanemizden randevu alıp gelebilir, doktorumuzla görüşebilir ve bu dertlerinizden kolayca kurtulabilirsiniz.

Diğer yazılarımıza ulaşmak için BURAYA tıklayabilirsiniz.

GEBELİKTEN KORUNMA YÖNTEMLERİNDE DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR NELERDİR?

Gebelikten Korunma Yöntemlerinde Doğru Bilinen Yanlışlar Nelerdir

 

Ülkemizde gebelikten korunma ile ilgili bilgiler yaygın olarak bilinmemekte ve/veya uygulanmamaktadır. Türkiye’de her yıl 1.9 milyon gebelik gerçekleşmektedir. Bunların yaklaşık 500 bin kadarı (%26) istenmeyen gebeliklerdir. İstenmeyen gebeliklerin 350 bin kadarı ise maalesef küretajla sonuçlanmaktadır. Bu durum bizi ülkemizde aile planlaması ve gebelikten korunma yöntemlerinin yeterince bilinmediği ve doğru uygulanmadığı sonucuna götürmektedir. Yapılan araştırmalara göre ülkemizdeki kadınların ancak yarısı doğum kontrol yöntemlerini kullanmaktadır. Kullananların da büyük kısmı yanlış bilgiler nedeniyle hatalı kullanmakta ve sonuçta istenmeyen gebeliklerle karşılaşılmaktadır. Şimdi hep birlikte hem kadın hem de erkek için gebelikten korunma yöntemlerinde doğru bilinen yanlışları maddeler halinde inceleyelim.

 

Geri çekme yöntemi gebelikten korunmak için mutlak koruma sağlar.
  • Erkeğin spermlerini vajene bırakmamasına dayanan bu metodda korunma ancak %60 oranında gerçekleşir.

 

Takvim metodu gebelikten mutlak korunma sağlar.
  • Yumurtlama gününü hesaplayarak o günlerde ilişkiye girmemek esasına dayanan bu metotta da yanılma payı çok fazladır. Çünkü kadında yumurtlama günü çeşitli faktörlere bağlı olarak çok değişkenlik gösterir.

 

Doğum kontrol hapları çok fazla kilo aldırdığı için kullanılmamaktadır.
  • Bu bilgi tamamen yanlıştır. Doğum kontrolü haplarında vücutta su tutulmasını engelleyen ve kilo aldırmayan bazı maddeler vardır.

 

Doğum kontrol hapları vücutta tüylenme artışı yaptığı için kullanılmamaktadır.
  • Tamamen yanlış bir bilgidir. Birçok doğum kontrolü hapı içeriğindeki anti andojen (tüylenme azaltıcı) maddeler nedeniyle tüylenme tedavisinde kullanılmaktadır.

 

Doğum Kontrolü hapları sinirlilik ve depresyon yaptığı için kullanılmamaktadır.
  • Bu da yanlış bir bilgidir. Doğum kontrolü hapları menstürasyon öncesi görülen gerginlik ve depresyonun tedavisinde kullanılmaktadır.

 

Doğum kontrolü hapları kansere neden olur.
  • Bu da gerçeği yansıtmamaktadır. Doğum kontrolü haplarının meme kanseri riskini arttırmadığı kanıtlandığı gibi yumurtalık ve rahim kanserine karşı da koruyucu olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

 

Doğum kontrolü hapları kısırlığa neden olur.
  • Bir başka yanlış bilgi daha. Haplar bırakıldıktan çok kısa bir süre sonra doğurganlık eski haline dönmektedir.

 

Doğum kontrol hapları erken menapoza sokar.
  • Hapları kullanırken adet kanamasının azalması, istenen ve beklenen bir durumdur. Haplar kesilince adetler normal şekline döner. Erken menapoz riski yoktur.

 

Emzirirken hamile kalınmaz.
  • Emzirirken salgılanan prolaktin hormonu yumurtlamayı engellerse de bu etki uzun süreli değildir. Doğumdan 40 gün sonra prolaktin seviyesinin değişimine bağlı olarak yumurtlama görülebilir. Bu nedenle emzirirken de korunmak gerekir.

 

Rahim içi araçlar (spiral) dış gebeliğe neden olur.
  • Dış gebelik riski spiral kullanmayanlarla aynıdır. Ancak rahim içi araç kullananlarda gebelik az görüldüğü için yüksek gibi algılanmaktadır.

 

Adet kanamaları fazla olanlar spiral kullanamazlar.
  • Bu da yanlış bir bilgidir. Adet kanaması fazla olanlar için kanamayı azaltan hormonlu spiraller geliştirilmiştir.

 

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı’mız Op. Dr. Adli Şadi Karaman’ın diğer yazılarına BURADAN ulaşabilirsiniz.

OMEGA-3 VE OMEGA-6 YAĞ ASİTLERİ

omega-3 ve omega-6 yağ asitleri

 

Omega-3 (diğer adıyla balık yağı) ve Omega-6 yağ asitlerinin dengesini beslenme ile sağlamak oldukça önemlidir. Çünkü bu iki yağ asidi rekabet halinde olduğundan; eğer denge sağlanmaz ise Omega-3 sağlıklı yağ asidinin vücutta etkinliğini yeterli derecede kontrol etme şansımız olmaz. Dünya Sağlık Örgütü (WHO); 5-10 gr. Omega-6 yağ asidine karşılık 1 gr. Omega-3 yağ asidi tüketimi önermektedir.

Omega-3 ve Omega-6 Arasındaki İlişki

Bu ikili arasındaki rekabeti şöyle açıklayabiliriz; Omega-3 kan akışkanlığını sağlarken, Omega-6 kan pıhtılaşmasına yardımcı olmaktadır. Omega-6 yağ asidinin fazla tüketilmesi kan pıhtılaşması ve kolesterol plaklarının oluşumunu kolaylaştırıp alerji ve iltihaba bağlı hastalıkların gelişimine yol açarken, balık yağı; kan pıhtılaşmasını, kalp ritminin bozulmasını ve iltihaba bağlı hastalıkların gelişmesini önler. Aynı zamanda kolesterol ve trigliserit düzeyinin düşürür ve retina gelişiminde rol oynar. Yapılan son araştırmalarda ise balık etinde bulunan balık yağı asitlerinin insülin işlevini arttırdığı ve tip-2 diyabetlilerde hastalık oluşmunu geciktirdiği bulunmuştur. Yine non-alkolik karaciğer yağlanmasını ve demans riskini azalttığı da bilinen faydaları arasındadır.

Bu dengeyi sağlamak için Omega-6 yağ asidini bünyesinde barındıran mısır yağı, pamuk yağı, ayçiçek yağı, trans yağ içeren hazır ve paketli gıdalar, margarin tüketimi sınırlandırılıp Omega-3 yağ asidi içeren balık (özellikle somon, uskumru, hamsi, sardalya), ceviz, yeşil yapraklı sebzeler (özellikle semiz otu), chia, keten tohumu gibi besinler beslenmeye dahil edilmelidir.

 

Pratikte kızartılmış besinleri beslenme düzeninden çıkartmak, haftada 2 defa balık yemek, mevsimine göre yeşil yapraklı sebzeleri günde en az 2 porsiyon beslenmeye dahil etmek, ara öğünlerde paketli gıdalar yerine ceviz içi tercih etmek bu denge için faydalı olacaktır.

 

Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO); “Hamilelik Sonuçlarını İyileştirmek için Deniz Yağı Takviyesi” başlıklı makalesine ulaşmak için BURAYA tıklayabilirsiniz.

GEBELİKTE GRİP AŞISI

GEBELİKTE GRİP AŞISI

Grip özellikle vücut direncinin düşük olduğu kişilerde (yaşlılar, kronik hastalıkları olan kişiler, gebeler vs.) oldukça ağır seyredebilen önemli bir hastalıktır. Gebelerde ikinci ve üçüncü 3 aylarda solunum ve dolaşım sistemi üzerine ağır yükler yüklendiğinden, vücut direnci oldukça düşüktür. Bu dönemlerde gebelerde gribal enfeksiyonlar ağır seyreder ve pnomoni (zatürre) gibi komplikasyonlar sık görülür. Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) ikinci ve üçüncü 3 aylardaki gebeleri, özellikle salgın dönemlerinde yüksek risk grubunda göstermektedir.

Grip aşısı yumurta proteinlerinde üretilerek inaktif hale getirilmiş virüslerle hazırlanmıştır. Canlı aşı değildir. Bugüne kadar gebelerde grip aşısı kullanımı sonrası herhangi bir komplikasyon görülmemiştir. Bu konuda çok sayıda yapılan araştırmalarda , grip aşısının özellikle gebeliğin ikinci ve üçüncü 3 aylarında güvenli olduğu saptanmıştır. İlk 3 ayda grip aşısı kullanımı ise bu dönemde tüm ilaçlardan kaçınma prensibi nedeniyle birçok doktor tarafından tercih edilmemektedir. Aşının hazırlanmasında kullanılan kurşun miktarının bazı aşılarda yüksek düzeyde olmasının gebelere zararlı olabileceği iddiası ise henüz bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Grip aşısı, yalnızca protein alerjisi olan gebelere uygulanmamalıdır. Bu durum alerjik şoka neden olur.

Sonuç olarak özellikle ikinci ve üçüncü 3 aylardaki gebelerde grip aşısının uygulanmasının hiçbir sakıncası yoktur. Özellikle öğretmenler gibi kalabalık yerlerde çalışan gebeler ve sağlık çalışanı gebelere yüksek risk taşıdıklarından dolayı mutlaka yapılmalıdır.

HPV AŞISI NEDİR? KİMLERE NE ZAMAN YAPILMALIDIR?

HPV AŞISI NEDİR KİMLERE NE ZAMAN YAPILMALIDIR

 

Bugün için, HPV Virüsünün en sık kanser ve genital siğil yapan tiplerine karşı tam koruma sağlayan HPV aşıları geliştirilmiş bulunmaktadır.

HPV AŞI ÇEŞİTLERİ

Bugüne kadar geliştirilmiş 3 tip HPV aşısı bulunmaktadır:

  • 2 li Aşı:  HPV Tip-16 ve 18 e karşı geliştirilmiştir. Rahim ağzı kanserine karşı etkilidir. Genital siğillerden korumaz.
  • 4 lü Aşı: HPV Tip-6, 11, 16 ve 18 e karşı geliştirilmiştir. Hem rahim ağzı kanseri hemde genital siğillere karşı etkilidir.
  • 9 lu Aşı: HPV Tip-6, 11, 16, 18, 31, 33, 45, 52, 58 e karşı geliştirilmiştir. Rahim ağzı kanseri yapan yüksek riskli tüm gruba ve genital siğillere karşı etkilidir.

Ülkemizde yanlızca 2 li ve 4 lü aşılar mevcuttur.

HPV AŞISI KİMLERE NE ZAMAN YAPILMALIDIR?

Günümüzde HPV aşısı için en uygun yaş cinsel aktivitenin başlamadığı ve immün cevabın en kuvvetli olduğu 10-14 yaş aralığıdır.

HPV aşısı dünyada birçok gelişmiş ülkede ulusal aşı programına dahil edilmiş ve ücretsiz olarak uygulanmaktadır. Bu ülkelerin bazıları ABD, İngiltere, Almanya, Avustralya, Kanada, Belçika, Norveç, Finlandiya, Portekiz ve Fransadır.

HPV aşısının cinsel yaşamın başlamadan yapılması çok önemlidir. Bu aşıyı bu dönemde yaptıranlar en sık kanser yapan HPV türlerinden %100 oranında korunmaktadır.

FDA (Amerika Gıda ve İlaç Dairesi) HPV aşısının hem erkek hemde kadınlara 45 yaşa kadar yapılabilmesine onay vermiştir.

HPV AŞILARININ ÖNERİLEN YAŞ VE DOZLARI

2 li ve 4 lü aşılar için tablo şöyledir:

  • 14 yaştan küçük kız ve erkekler için:

2 doz aşı yeterlidir. 2. doz birinci dozdan 6-12 ay sonra yapılmalıdır.

  • 14 yaştan büyük kız ve erkekler için:

3 doz aşı gereklidir. 2. doz 1. dozdan 1 ay sonra, 3. doz 1. dozdan 6 ay sonra yapılmalıdır.

HPV AŞILARI YAN ETKİLERİ NELERDİR?

Kolda ağrı ve şişlik dışında gözlemlenen önemli bir yan etki yoktur.

HPV AŞISI KİMLERE YAPILMAZ?

HPV aşısı gebelere, ağır hastalığı bulunan kişilere, kanser tedavisi veya organ nakli olan immün sistemi zayıflamış kişilere yapılmaz. Allerjik bünyeli kişilere ve emziren annelere doktor kontrolünde yapılabilir.

 

AŞI SONRASI TAKİP

 

Türkiyede yapılan aşılar yanlızca TİP-16 ve 18 in yaptığı kanserlere karşı koruma sağladığından, düzenli PAP Smear kontrollerin yapılmaya devam edilmesi önerilmektedir.

Özel Avusturya Sen Jorj Hastanesi‘nde 2 li ve 4 lü HPV aşısı yapılmaktadır.

 

HPV virüsü ile ilgili detaylı bilgiye ulaşmak için BURAYA tıklayarak, “Hpv Virüsü Nedir? Nasıl Bulaşır?” başlıklı yazımızı okuyabilirsiniz.

Konuyla ilgili FDA nın (Amerika Gıda ve İlaç Dairesi) resmi sitesindeki bilgilere ulaşmak için BURAYA tıklayabilirsiniz.

HPV VİRÜSÜ NEDİR? NASIL BULAŞIR?

HPV VİRÜSÜ NEDİR NASIL BULAŞIR

HPV Virüsü; ( İnsan Papilloma Virüsü ) Papilloma virüs grubundan bir DNA virüsüdür. Vücüda girdiğinde değişik dokularda deri ve mukozalara yerleşerek buradaki hücrelerde basit cilt lezyonlarına ( Genital siğiller, Kondülomlar ) ve bazı kanser türlerine ( Rahim ağzı, Penis kanserleri ) sebep olur.

HPV enfeksiyonu, dünyada cinsel yolla en sık bulaşan enfeksiyondur. Son araştırmalarda her 10 kadından 8 inin hayatının bir döneminde HPV ile karşılaşma riski taşıdığı saptanmıştır.

HPV NASIL BULAŞIR

HPV enfeksiyonu yanlızca cinsel yolla bulaşır. Kondom kullanımı bulaşmayı azaltsa da tam olarak önleyemez. Yakın temasta sürtünmeyle bile bulaşma mümkündür. Bu nedenle korunma için en iyi yol güvenli cinsel ilişki yani risk taşıyan yada bilinmeyen kişilerle cinsellik yaşamamaktır.

HPV TİPLERİ NELERDİR

Bugün HPV nin 100 den fazla tipinin olduğu bilinmektedir. Bazı HPV türleri sıklıkla genital siğillere sebep olurlar. Bunların başlıcaları Tip 6 ve Tip 11 dir. Bu tipler erkekte ve kadında genital bölgelerde karnabahar görünümünde tek veya yaygın siğil şeklinde lezyonlar yaparlar. Bazı HPV türlerinin ise kadında rahim ağzı ( Serviks ), erkekte ise penis kanserine yol açtığı bilinmektedir. HPV tip 16 ve tip 18 kansere en sık neden olan türlerdir. (Kadında Serviks kanserlerinin %70 inden sorumludurlar)

HPV TANISI NASIL KONUR

HPV tespiti ve türünün tanımlanması lezyonlardan ( siğiller ), lezyon yoksa vajinal veya rahim ağzı akıntısından sürüntü alınarak yapılan DNA analizi ile kolayca yapılabilmektedir. HPV virüsleri bazen hiçbir belirti vermeden kadında rahim ağzı kanserine yol açabilmektedirler. Bu nedenle kadınların düzenli olarak HPV testleri veya HPV virüsünün yaptığı hücresel değişiklikleri erkenden saptamak için PAP Smear testleri yaptırmaları önerilmektedir. Ülkemizde Ulusal Kanser Tarama Programları na göre; 30-65 yaş grubu kadınların her 5 yılda bir HPV Testi, 2 yılda bir ise PAP Smear testi yaptırmaları önerilmektedir.

HPV TESPİTİNDE NE YAPMALI

Yüksek Riskli HPV Tiplerinin tespiti veya PAP Smearde patolojik bulgular olduğunda kişinin ileri tetkik ve tedavi için mutlaka konuda deneyimli bir Kadın Doğum Uzmanı na gitmesi gerekmektedir.

Özel Avusturya Sen Jorj Hastanesi nde HPV-DNA analizleri ile virüsün varlığı, tiplerinin tayini ve PAP Smear testleri düzenli olarak yapılmaktadır.

Blog sayfamızdaki diğer yazıları okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Meme Kanseri Belirtileri ve Korunma Yöntemleri

Meme Kanseri Belirtileri ve Korunma Yöntemleri

 

Meme kanseri 2020 yılı itibariyle en yaygın görülen kanser türü haline gelmiştir. 50 yaş üzerinde daha sık görülmekle birlikte daha genç yaşlarda da görülebilmektedir. İngiltere de yapılan bir araştırmada her 8 kadından birisinde meme kanseri geliştiği tespit edilmiştir. Meme kanserine sahip hastaların çoğunluğu, tıp ve teknolojideki gelişmeler sayesinde günümüzde daha uzun ve sağlıklı bir hayat sürme imkanına kavuşmuştur. Meme kanseri hakkındaki farkındalığın artması ve hastaların evde kendi kendilerine yapacakları kontroller, erken tanıya ciddi katkı sağlayacaktır. Burada hiç kimseden göğüs kanseri belirtilerine bakıp muayene ve teşhis koymaları beklenmemektedir. Buradaki beklenti herkesin belli aralıklarla kendi kontrolü yaparak olabilecek değişiklikleri fark edip ilgili uzmana görünmeleridir. Unutulmamalıdır ki göğüste saptanan değişikliklerin çok büyük bir kısmı iyi huylu sebeplere bağlıdır. Burada önemli olan az sayıdaki kötü huylu lezyonların tespit edilip gerekli tedavinin yapılmasıdır. Ayrıca göğüs kanserini tetikleyen bazı faktörler mevcuttur ve bunlardan kaçınmak hastalığın riskini az da olsa azaltacaktır.

Meme Kanseri Riskini Arttıran Faktörler;

Bu faktörlerin bazılarını değiştirmek mümkün olmasa da dikkat edilip riski azaltacak faktörler de bulunmaktadır.

  • Yaş; Göğüs Kanseri vakalarının %80 i 50 yaş üstü kadınlarda görülmektedir. Bu yaşlarda gerekli kontrol, muayene ve tetkiklerin zamanında yapılmasına özen gösterilmelidir.
  • Aile öyküsü; Bazı ailelerde hastalığın görünme sıklığı daha yüksektir, buna bazı genitik faktörler sebep olmaktadır. Testlerle tespit edilebilen BRCA1, BRCA2, TP53, CHEK2 gibi genleri taşıyan kadınlarda hastalığın görülme sıklığı daha yüksektir.
  • Meme dokusu yoğunluğu fazla olanlarda risk daha yüksektir.
  • Başta östrojen olmak üzere hormonal etkiye maruz kalınması riski arttırır. (Örneğin gebeliği önleyici ilaçlar, adet düzenleyici ilaçlar ve hormonal tedaviler)
  • Şişmanlık, alkol tüketimi, radyasyona maruz kalma gibi faktörler de göğüs kanseri riskini arttıran faktörlerdir.

Meme Kanseri Riskini Azaltan Faktörler

  • Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz yapmak, doymuş yağ tüketimine önem vermek ve alkol kullanımından kaçınmak.
  • Emzirme.
  • Genetik yatkınlığı çok yüksek olan kadınlarda göğüslerin alınıp yerine implant takılması.
  • Bazı ilaçlar (Tamoxifen, Astrazol, Raloxifen)

Evde Meme Kontrolü Nasıl Yapılır ?

Kendi meme dokusu ve yapısını iyi tanıyan kadınların olabilecek değişiklikleri fark etmeleri çok daha kolay olur. Bunun için kontrolün ayda bir defa mümkünse banyoda ayna karşısında yapılması faydalıdır. Kontrol edilecek meme tarafındaki kol dik olarak yukarı kaldırılır ve el başın arkasına getirilir. Diğer elin ortadaki 3 parmağı göğüs ve koltuk altına hafif bastırarak dairesel hareketlerle varsa dokudaki değişiklikler tespit edilir.

Kontrol Yapılırken Dikkat Edilecek Belirtiler

  • Ayna karşısında gözle görülebilecek şişlikler
  • Meme dokusunda ve koltuk altında elle fark edilen şişlik ve bezeler
  • Ciltteki kabartı ve içe çekilme
  • Memenin tamamının veya bir bölümünün büyümesi
  • Meme başındaki değişiklik ve içe çekilme
  • Kızarık ve hassas bir bölge
  • Dokuda kıvam değişikliği ve tahriş görüntüsü
  • Kanlı meme ucu akıntısı

Yukarıdaki belirtilerin görülmesi durumunda ilgili uzmana görünmeli ve tetkikleri yaptırmaktan kaçınmamalıyız. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bu gibi değişikliklerin büyük çoğunluğu iyi huylu sebeplere bağlıdır. Çok fazla endişe etmemize gerek olmadığı gibi hiç önemsemeyip ihmal de etmemeliyiz. Bunların dışında erken evrelerde muayene ile tespit edilemeyen tümörler de vardır. Erken tanı için rütin meme muayene ve mamografik kontrollerin yapılması gereklidir.

Meme Kanseri Nasıl Teşhis Edilir ?

Muayene sonrası fark edilen şüpheli bir durumda istenecek ilk tetkik invazif olmayan ultrason çekimidir. Bununla basit meme kistleri ve fibroadenom gibi kitleler görülüp tanı konur, başka tetkiklere ihtiyaç duyulmaz ya da şüpheli lezyonlar saptanabilir. Riskin daha yüksek olduğu 40 yaş üstü hastalara mamografi çekilmelidir. Bununla erken evrede hiç belirti vermeyen kanser olabilecek lezyonlar saptanabilir. Bazı durumlarda kitlenin daha iyi tanınmasını sağlamak için MR çekilebilir.

Nihayetinde lezyondan bir parça alınıp mikroskop altında incelenerek kesin tanı konabilmektedir. Erken tanıda uygulanacak tedavi ile tamamen iyileşme veya çok uzun süre sağlıklı bir yaşam sürmek mümkün olmaktadır.

Bu yazımızda kanser tedavisinin ayrıntılarına girmeyeceğim çünkü çok sayıda kanser türü bulunmakta ve bunların tespit edildiği evreye göre farklı tedaviler uygulanmaktadır. Bunlardan alınan sonuçlar da farklılık göstermektedir. Uygulanan tedaviler ana hatlarıyla aşağıdaki gibidir;

  • Cerrahi tedavi
  • Radyoterapi
  • Kemoterapi
  • Hormon tedavisi
  • Hedefe yönelik tedavi

Yukarıdaki tedavilerden uygun görülen biri veya birkaç tanesi birlikte uygulanabilir. Tıptaki gelişmeler sayesinde hedefe yönelik tedavilerin gelişime açık olduğu ve ilerde daha ciddi faydalar sağlaması beklenmektedir.

Yazıyla ilgili farklı kaynaklar için buraya tıklayabilirsiniz.

Neden Kilo Veremiyoruz?

Neden Kilo Veremiyoruz

 

Artık hepimiz biliyoruz ki kilo vermenin en sağlıklı yolu, düzenli egzersiz yaparken aynı zamanda dengeli ve besleyici bir diyete bağlı kalmaktır. Bununla birlikte, bazen sağlıklı olduğunu düşündüğünüz bir yaşam tarzı sürdürseniz bile, zayıflamak yine de mümkün olmayabilir. Bu durumun sebebi bir kilo kaybı platosu olabileceği gibi, bazen farkında olmadan yapılan yanlış bir şeyler veya altta yatan bir hastalık da olabilir. Bu hastalıklardan herhangi birine sahipseniz teşhis ve tedavi ile veya hayat tarzınızdaki ufak değişikliklerle bu seyri değiştirebilirsiniz.

 

Kilo Verememenin Sebepleri

 

  • Hipotiroid

Tiroid bezi aktivitesinin azalması, dolayısıyla hormon üretiminin yetersizliğidir. Bunun sonucu olarak yetişkinlerde bazal metabolizma hızı %40 oranında azalır ve kiloda artış yaşanır.

  • Polikistik Over Sendromu (PCOS)

Üreme çağındaki kadınları etkileyen ve yumurtalıklarla ilgili hormon dengesinin bozulduğu bir durumdur. Zayıflamayı engellediği gibi fazla kilolu kadınlarda da görülme sıklığı artar.

  • İnsülin direnci

Glikoz toleransının bozulması, insülin düzeyinin kanda artması olarak tanımlanır. İnsülin hormonunun fazla salgılanması, vücudun yağ depolama düzeyini arttırır (özellikle karın bölgesinde) ve kilo artışı sağlar. İnsülin direnciniz varsa zayıflamanız güçleşir.

  • Kronik stres ve depresyon

Stres, vücuttaki birçok süreci etkileyen kortizol olarak bilinen bir hormonun salınımını tetikler. Kronik stres ile yaşıyorsanız; sonuç genellikle yüksek, uzun süreli kortizol seviyeleridir ve bu da bağışıklık sistemi baskılanması, yüksek kan basıncı ve karın yağında artış gibi sağlık sorunlarına yol açabilir. Kronik stres ve depresyon da sıklıkla duygusal yemeye yol açar ve bu da kilo alımına neden olur.

  • Uyku

Yetersiz ve kalitesiz uyku kilo düzeyini olumsuz etkiler. Fizyolojik dinlenme için uyku şarttır. Ayrıca yapılan araştırmalar uykuda geçmesi gereken zamanı uyanık geçirmenin abur cubur tüketimini arttırdığını göstermiştir.

  • Sağlıklı beslenme alışkanlığı kazanmadan spor yapmak

“Nasılsa spor yapıyorum” diyerek, tüketilen yiyecekleri sağlıksız seçmek ve porsiyonlara dikkat etmemek de zayıflamayı olumsuz etkiler. Spor yapmanın istenilen her şeyi yemeye hak kazandırması gibi yanlış bir inanışın yağ kaybını engelleyeceği gibi kaslarla ilgili kayıplar da ortaya çıkardığı biliniyor.

  • “Sağlıklı gıdaları istediğim kadar yiyebilirim” düşüncesi

Bir gıdanın çok sağlıklı olması, fazla yenildiğinde tolere edilebileceği anlamına gelmez. Yediğiniz şey çok sağlıklı veya kalorisi çok düşük bir yiyecek bile olsa porsiyon kontrolüne dikkat etmek gereklidir.

 

Yazı için danışılan kaynakların linlerine buradan ulaşabilirsiniz :

 

 

Corona Salgınında Ameliyat Olmanın Riskleri

Corona Salgınında Ameliyat Olmanın Riskleri

Yaklaşık 20 aydır dünyayı saran Covid-19 salgını yaşama alışkanlıklarımızda büyük değişimlere neden olmuştur. Çalışma hayatından tatil, eğlence, akraba ve arkadaşlık ilişkilerimize kadar neredeyse tüm alışkanlıklarımız az ya da çok değişime uğramıştır. Buna bağlı olarak sağlık ve özellikle ameliyatlara yaklaşım konusunda da değişimler olması kaçınılmazdır. Salgının erken döneminde Covid-19 hastalığı hakkındaki tıbbi bilgiler yetersiz olduğundan acil ve hayati tehlike arz etmeyen tüm cerrahi girişimler belirsiz bir süre ertelenmiştir. Ancak geçen süre zarfında salgın hastalık hakkında çok ciddi çalışmalar yapılmış ve önemli bilgiler elde edilmiştir. Bunun dışında hastalığı büyük oranda önleyen aşılar da geliştirilmiş ve yaygın olarak uygulanmaktadır. Cerrahi müdahaleler, aşılanma, hastanelerde gerekli tıbbi önlemlerin alınması ve müdahale öncesi Covid-19 hastalığı ile ilgili testlerin yapılması şartıyla güvenle yapılabilir duruma gelinmiştir. Burada önemli olan ameliyat olacak hastanın semptom göstermeden de olsa Covid-19 virüsü taşımadığından emin olunmasıdır. Ayrıca müdahale sonrası taburcu edilene kadar virüs taşıma ihtimali olan ortam ve bireylerle temasının tamamen kesilmesidir.

ABD’de konuyla ilgili birçok üniversitenin katıldığı geniş kapsamlı ciddi bir araştırma yapılmış ve World Journal of Emergency dergisinde yayınlanmıştır. Bu çalışmaya göre ameliyat olduktan sonraki 30 gün içerisinde akciğer tutulumunun olduğu corona hastalarının ölüm oranının yükseldiği görülmüştür. Bu durum bize corona hastalığının müdahaleyle birlikte olması halinde riskin arttığını gösterir. Buna bakarak ameliyat edilecek hastaların coronadan korunması ya da corona olan veya virüs taşıyan hastaların oluşacak risk nedeniyle ameliyat edilmemesi gerekir. Temaslı ya da herhangi şüpheli bir durumda ertelenmesi mümkün olan cerrahi müdahalelerin ertelenmesi önerilmektedir. Covid-19 virüsü taşıyan acil hastaların operasyonları özel dizayn edilmiş ameliyathanelerde tüm kişisel koruyucu önlemler alınarak, hasta taburcu edilene kadar gerekli prosedürlerin uygulanması şartıyla yapılabilmektedir.

Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yapılan bir araştırmada corona hastalarında oluşan enflamasyonun en az 6 hafta sürdüğü tespit edilmiştir. Enflamasyonun da ameliyat gidişatını etkilediği bilinmektedir. Buradan çıkarılacak sonuç covid hastalığı geçirenlerin ertelenebilir operasyonlarının en az 6 hafta ertelenmesi gerektiğidir. Buna göre ABD hastalık kontrol dairesi ve birçok ülkede aşağıda belirttiğimiz protokole yakın uygulamalar yapmaktadır.

Ameliyat Protokolleri

  • Şüpheli hastalık geçirenler (kliniği coronaya uyan ancak PCR negatif ) ya da covid hastalığını ayakata geçirenler teşhisten en az 6 hafta sonra,
  • Covid hastalığını hastanede yatarak geçirenler ile yandaş hastalığı olup (diyabet, hipertansyon vb.) corona geçirenler teşhisten en az 8 hafta sonra,
  • Covid hastalığını yoğun bakımda geçirenler taburcu edildikten en erken 12 hafta sonra ameliyat edilebilir.
  • Şüpheli teması olan tüm hastaların ameliyatı 14 gün,
  • PCR pozitif ancak semptom göstermeyen hastaların operasyonu 4 hafta ertelenmelidir.
  • Operasyon öncesi tüm hastalara PCR ve gerekirse Covid-19 ile ilişkili diğer kan testleri yapılmalıdır.

Bu araştırmalar aşılama oranının nispeten düşük ve toplumda dirençli birey sayısının daha az olduğu bir dönemde yapıldığı göz önüne alınmalıdır. Zamanla yapılan araştırma ve hastalık hakkındaki bilgilerimiz arttıkça operasyon prosedürleri değişmekte ve cerrahi girişimler gittikçe daha güvenilir şartlarda yapılmaktadır.

Yukarıdaki bilgilere bakarak hastaların aynı anda ameliyat ve Covid-19 virüsüne maruz kalmalarının önlenmesi, riski ortadan kaldıracaktır. Bu durumda girişimsel tedavi ve cerrahi müdahalelerin pandemi olmayan hastanelerde yapılması ya da bu işlemlerin yapıldığı hastanelerde covid hastalarının bakılmaması şeklinde yapılacak düzenlemelerin gelecekte rutin operasyonların daha güvenli şartlarda yapılmasını sağlayacaktır.

Doktorun diğer yazıları için BURAYA tıklayabilirsiniz.

Safra Taşlarının Ameliyatsız Tedavisi

Safra Taşlarının Ameliyatsız Tedavisi

Safra taşları, tedavi açısından bulundukları yerlere göre safra kesesi ve safra kanallarındaki taşlar olmak üzere iki bölümde incelenir. Safra kanallarındaki taşlar ameliyat ihtiyacı olmadan “Endoskopik” yöntemle tedavi edilebilirken, kesedeki taşlar için kapalı ya da açık cerrahi yöntemle ameliyat gereklidir. Bu durum anatomik yapı ile ilgilidir. Safra taşları ilaçla eritilerek ya da böbrek taşları gibi dışarıdan verilen şok dalgalarla kırılarak tedavi edilemez. Kanaldaki taşlar “Endoskopi” cihazı ile ağızdan girilerek yemek borusu, mide ve oniki parmak barsağından ana safra kanalına ulaşılır ve buradan taşlar alınabilir. Ancak safra kesesinin kanalı çok ince olduğundan keseye girilmesi mümkün değildir. Bu nedenle safra kesesi taşlarının ameliyat dışında bir tedavi seçeneği yoktur. Şimdi konuyu ayrıntılarıyla inceleyelim.

Safra Kesesi Nedir?

Safra kesesi vücudun sağında karaciğerin altına yapışık olarak safra yolları üzerinde yer alır. Büyüklüğü 8 e 4 santimetre olan içi boş bir kesedir, çok ince bir kanalla ana safra yollarına açılır. İşlevi; karaciğerde üretilen, sindirime yardımcı enzimlerin ihtiyaç duyuluncaya kadar depo edilmesi ve ihtiyaç duyulduğunda oniki parmak bağırsağına (duodenum) salgılayarak sindirime yardımcı olmasıdır.

Safra Taşları Neden Olur?

Safra maddesi içinde kolesterol bulunur, bu sıvı içeriği yoğun olduğunda çökmeye veya gruplaşarak katılaşmaya yatkın bir maddedir. Bunun yanı sıra bazı durumlarda safra salgısı içinde iltihaba sebep olan patojenler bulunabilmektedir. Bu iki durumda da safra içinde zamanla çökme ve dolayısıyla taş oluşumu gerçekleşir. Bu taşlar kesenin içinde olabilecekleri gibi kanallarda da oluşabilir ve daha ciddi semptomlar ve yan etkilere neden olabilirler. Safra yollarındaki taşlar kanalı tıkayarak sarılık ve karaciğer harabiyeti gibi komplikasyonlara neden olabileceklerinden ihmal edilmeden tedavi edilmelidir.

Safra Taşlarının Belirtileri Nelerdir?

1-Karın bölgesinin sağ üst kısmında sırta vuran ağrı

2-Ağrı ile başlayan mide bulantısı

3-Kusma

4-Sarılık

5-Titreme ile yükselen ateş

Safra Taşları Nasıl Teşhis Edilir?

Safra kesesi şüphesi ile hastaneye başvuran hastalar için uzman doktor muayenesi sonrası en güvenilir ve hızlı tanı metodu ultrasonografidir. Bu yöntem ultrason adı verilen bir cihazla ses dalgaları kullanılarak vücudun dışından çok kısa bir sürede safra kesesi ve safra yolları görüntülenerek yapılır. Sebebi ise içerideki taşlar tespit edilerek en iyi tedavi yöntemine karar verilmesine olanak sağlamaktadır.

Safra Taşlarının Ameliyatsız Tedavisi

Safra Kesesi Ameliyatının Sebepleri Nelerdir?

Sıklık sırasına göre;

1-Safra kesesi taşları

2- Safra kesesi polipleri

3-Safra kanalları ve kesede görülen kanserler

4-Tedavi edilemeyen ve ciddi şikayetlere sebep olan safra kesesi işlev bozuklukları.

Kapalı Safra Kesesi Ameliyatı

Bu ameliyatlarda batın içine girmek için açık ameliyatlarda olduğu gibi karın duvarı boydan boya kesilmez, 2 adet 1 santimetre 2 adet yarım santimetre olmak üzere 4 adet delik açılarak kamera ve gerekli aletlerle bu deliklerden karın içine girilir.  Batın karbondioksit ile şişirilerek çalışma sahası oluşturulur ve ameliyat bu deliklerden gerçekleştirilir. Karın duvarında 1 ve yarım santimetrelik küçük yaralar olduğundan, ameliyat sonrası ağrı açık ameliyata göre çok daha az olur, iyileşme süresi de aynı şekilde açık ameliyata göre çok kısadır. Hastalar sıklıkla ertesi gün taburcu edilir. Ameliyatta taşlarla birlikte safra kesesi de alınır, çünkü kese içindeki taşlar sebep oldukları kronik iltihap nedeniyle safra kesesi duvarının kalınlaşıp bozulmasına neden olur. Bu durumda kese işlevini tamamen kaybeder ve alınmaması halinde sebep olduğu şikayetler aynen devam eder.

Safra Yolu Taşlarının Endoskopi Yöntemiyle Alınması

Hasta uyutulduktan sonra bu iş için özel üretilmiş gastroskop ile ağızdan girilip yemek borusu ve mide geçilip oniki parmak barsağına ulaşılır. Ana safra kanalı buraya açılmaktadır. Açıldığı yerden kanala girilir ve kanal radyoaktif madde verilerek skopi ile görüntülenir ve içindeki taşlar basket yardımıyla alınır. Kanal ağzı genişletilerek başka oluşabilecek küçük taşların takılmadan düşmesi sağlanır. İşlem tamamlandıktan sonra hasta bir süre müşahade edildikten sonra evine gönderilir.

Endoskopik Tedavi ile Laparoskopik Cerrahi Arasındaki Fark Nedir?

Endoskopik tedavide vücudun doğal açıklığından örneğin ağızdan girilip işlem gerçekleştirilir, Laparoskopik cerrahide ise karın duvarında doğal olarak var olmayan deliklerin açılarak cerrahi müdahale uygulanır, yani hastaya küçük de olsa cerrahi kesi uygulanmakta daha önce var olmayan bir yol ile girişim yapılmaktadır.

Özet olarak ana safra kanallarındaki taşlar ameliyatsız tedavi edilebilir, ancak kese içindeki taşlar için laparoskopik ya da açık cerrahi ameliyat ihtiyacı vardır.

Diğer yazıları okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

 

Endoskopi Nasıl Yapılır ?

Endoskopi Nasıl Yapılır

Yazımıza endoskopinin ne olduğunu özetleyerek başlayalım. Hastalıkların teşhis ve kısmen tedavisi amacıyla vücudumuzda bulunan içi boş iç organların görüntülenmesine endoskopi denilmektedir. Endoskop denilen tıbbi bir cihaz ile gerçekleştirilir. Endoskopi cihazı ucunda kamera ve ışık bulunan yaklaşık bir santimetre çapında uzun ve bükülebilir bir tüp şeklindedir. Konunun uzmanı tarafından yönlendirilerek ağız, anal kanal, vajen gibi dışa açılan organların içine girilip alınan görüntü ve resimler bilgisayara aktarılır. Bu sayede birçok ciddi hastalığın gözle görülerek teşhisi ve bazı girişimsel tedavilerin yapılmasına olanak sağlanmış olur. Duyulan endişe nedeniyle bazı hastalar işlemi yapmaktan kaçınmaktadır. Bu durum birçok ciddi hastalığın erken teşhis edilip tedavi edilmesini engelleyebilir. 

Endoskopi zor bir işlem midir ?

Endoskopinin uygulanması hoş olmayan, zor bir işlem gibi görünmesine rağmen aslında katlanılması oldukça kolaydır. Biraz rahatsız edici de olsa genelde ciddi bir ağrısı yoktur. Rahatlatıcı ilaçlar verilerek yapılabilir. Ayrıca günümüzde değişik seviyelerde anestezi verilerek oldukça konforlu bir şekilde yapılabilmektedir. Uyutulan hastalar endoskopi boyunca hiçbir şey hissetmezler.

Endoskopi öncesi hazırlık gerekir mi ?

İncelenecek organa göre bir hazırlık yöntemi gereklidir, ayrıca başta kan sulandırıcı ilaçlar olmak üzere bazı ilaçların kesilmesi gerekebilir. Bunun için yapılacak işleme göre hazırlanmış talimatları içeren bilgilendirme hastaneniz tarafından verilir. Örneğin gastroskopi için bir gün önceden sindirilmesi kolay gıdalarla beslenme ve akşam saat 7-8 den sonra gıda tüketimine son verilmesi gerekir. İşlem günü aç gelinir ve böylece incelenecek olan üst sindirim sistemi boş ve temiz olur. Kolonoskopi işlemi için kalın barsağın boş ve temiz olmasını sağlayacak ilaç ve tavsiyeleri içeren bilgilendirme hastaya yazılı olarak verilmektedir.

Yapılan endoskopik işlemler incelenen organa göre özel isimler alır ;

  • Gastroskopi: Yemek borusu, mide ve on iki parmak bağırsağının yarısına kadar olan kısmına bakılması.
  • Kolonoskopi: Kalın bağırsağın tümünün incelenmesi.
  • Bronkoskopi; Akciğer içi ve dışı solunum yollarının görüntülenmesi.
  • Sistoskopi: İdrar kesesinin;
  • Histeroskopi: Rahim içinin görüntülenerek incelenmesine verilen özel isimlerdir.

  Endoskopi ile neler yapılabilir ?

Başlangıçta tanı amaçlı sadece görüntüleme yapılabilen endoskopik işlemler teknolojinin gelişmesiyle dışarıdan herhangi bir kesi, dikiş ihtiyacı olmadan hastanın içinde tedavi amaçlı cerrahi müdahaleye varan çok faydalı girişimlere olanak verir hale gelmiştir. Bu yazımızda endoskopinin genel cerrahiyi ilgilendiren “Gastroskopi” ve “Kolonoskopi” işlemlerine değinilecektir.

Endoskopi İşlemi adlı Youtube videomuzu izlemek için ” BURAYA “ tıklayabilirsiniz.

  Gastroskopi ( Mideye hortum salınması ) ile yapılan tıbbi işlemler;

  • Ağızdan girilerek yemek borusu, mide ve oniki parmak barsağı görerek incelenir, resim ve video kaydı yapılabilir ve görerek tanı konabilir.
  • İncelenen bölümlerde şüpheli lezyon varsa parça alınıp patolojiye gönderilerek başta kanser olmak üzere çok önemli kesin teşhisler konabilir.
  • Yemek borusu varislerine bant ligasyonu yada skleroterapi yöntemi uygulanarak tedavi sağlanabilir.
  • Görülen küçük tümoral lezyonlardan uygun olanları cerrahi müdahale yapılarak alınabilir. ( Polipektomi, EMR )
  • Üst sindirim sistemi kanaması varsa endoklips ya da lazer uygulanarak kanama durdurulabilir.
  • Yutulan takılmış yabancı cisimler çıkarılabilir.
  • Daralmış yada kısmen tıkanmış üst sindirim sistemi genişletilerek stent takılıp açık hale getirilebilir.
  • Oniki parmak barsağına açılan safra yoluna girilip tanı amaçlı ilaçlı safra yolları filmi çekilebilir ve safra yollarında taş varsa çıkarılabilir, safra kanalının barsağa açıldığı giriş deliği genişletilebilir.
  • Ucunda ultrason probu bulunan endoskop ile girilerek yemek borusu, mide ve on iki parmak bağırsağın içinden ultrason çekilerek teşhisi çok zor olan bazı iç organ hastalıkları görüntülenebilir. Bu görüntülerle konulan teşhisler dışarıdan yapılan ultrasonlara kıyasla daha iyi sonuçlar verir.
  • Ultrason görüntüsü altında özel iğnelerle barsağın dışına çıkılarak örneğin çok zor ulaşılan pankreastan kanser teşhisi için parça (biopsi) alınabilir. Bu işlemin geleneksel yöntemlerle yapılması mümkün değildir.
  • Değişik sebeplerle ağızdan beslenemeyen hastalara mideden direkt karın dışına deriden çıkarılan bir beslenme tüpü takılıp hastalar dışarıdan tüpün içinden verilen sıvı gıdalarla beslenmesi sağlanabilir. Bu işlem önceleri ciddi komplikasyonları olan bir ameliyat ile yapılmaktaydı.

  Kolonoskopi ile yapılan tıbbi işlemler;

  • Anal kanaldan girilerek tüm kalın barsak görüntülenerek incelenebilir.
  • Görülen şüpheli lezyonlardan parça alınıp patolojide incelenebilir.
  • Kanayan bir lezyon varsa değişik yöntemlerle kanama durdurulabilir.
  • Görülen küçük tümörlerden uygun olanlar cerrahi girişim ile alınabilir.
  • Kendi etrafında rotasyonla düğümlenip tıkanmış kalın barsak açılabilir.
  • Tümör ile daralmış ameliyat edilemeyen hastalara stent takılıp sindirim sisteminin devamlılığı sağlanabilir.

Yukarıda görüldüğü gibi Endoskopi bir çok hastalığın tanı ve tedavisinde çok ciddi katkılar sağladığı gibi bu işlemlerin uygulanmasını hasta açısından büyük ölçüde kolaylaştırmıştır.